Starbucks deyip geçme. Bende Hatırası Çoktur…

Önce Ahmet Kaya girdi konuya. Dedi ki ”bir menekşe kokusunda seni aramak var ya…” Sonra bir adet Starbucks kahvesi yudumladım. İşte her şey o bir yudumdaki koku ile başladı. Menekşe kokusu yerini kahve kokusuna bırakmıştı.

Starbucks’a marka düşkünlüğü filan olduğundan değil, orada gerçekten çok beğendiğim bir çeşit kahve olduğu için sık sık giderdim. Bende anısı çoktur. Mesela ilk aklıma gelen Malezya’da öğrenciyken evimizde internet yoktu. Türkiye’yi aramaya kalksan epey bir para harcıyorduk. Böyle anlatınca da kendimi pek yaşlı hissettim. İnternet çocuğuyuz evelallah ama yokluğunu da görmüşüz demek:) Herneyse. İnternet yok, öğrencilik hali sürekli Starbucks’a gidip kahve içme bahanesiyle internete de giremiyorduk. Ya kampüste ekstra vakit harcayıp işlerimizi halledecektik ya da Starbucks’a gidip sadece sıcak su alıp beleş internete sahip olacaktık. Bizde öyle yapardık. Sıcak su sipariş eder, bedava internete bağlanırdık. Zaten bizim iş bitene kadar o su buz gibi olurdu da verdiğimiz paranın da hakkını içerek verirdik. Birde ev arkadaşım o zamanlar bir araştırma ödevinde Starbucks’ın nasıl kurulduğunu detaylarına kadar öğrenip evde tek arkadaşı olan bana gelip anlatırdı.

Sonra Ottawa’da evimizin çok yakınında açılan bir şubesiyle iyice hemhal oldum kendisiyle. Elif Zümra (büyük kızım- büyük kızım dediğime de inanamıyorum hala..evet benim artık 2 kızım var.) 3 yaşındayken haftanın belli günleri oyun grubuna yollardım. O 2 saat orada takılırken ben de Starbucks’a gider kahvemi alır, e artık öğrenci değiliz tabi sıcak sudan kahveye terfi ettik, kitap okur, bazen de güzel manzara eşliğinde müzik dinleyip kahvemi yudumlardım. Kahvede de öyle janjanlı kalpler çiçekler böcekler çizilmesi beni pek etkilemez. Karamelli kahveme 4-5 paket daha şeker atar kapağını kapatır içerim. İçindeki şekli beni pek alakadar etmez. Şeker dedim de aklıma geldi. Genelde tek gittiğim zamanlarda şekeri çok attığım için bazen utanırım. O vakitler için özel teknikler uyguluyorum ama tabi en güzeli 2-3 kişiyle gittiysem benim fazla olan boşalmış şeker paketlerini yanımdaki kişilerin önüne serpiştiriyorum. Hani yanlış olmasın hepsini de ben atmadım yani:)

Birde malum bir Starbucks klişesi olan bardağa isim yazma olayı vardır. İsmimdeki Ş harfi yurt dışında genelde başıma bela olmuştur. İsmimi söylemeye çalışan herkese evet evet doğru der geçerim. Telaffuzu kolay olsun diye de söylerken ISHIL olarak söylerim tek tek harfleri. Starbucks’ta da yine böyle birgün hecelemiştim. Bardakta yaza yaza ne yazsınlar istersiniz? ISHAL. Merak etmeyin o kahveyi de içtim :=)

Ve daha anlatamayacağım bir sürü tebessüm ettiren Starbucks maceralarım…

Şimdilerde Pandemi sağolsun, yok yok sağ olmasın mümkünse kahrolsun, kahvemi alıp bazen arabayla şehri turladığımda, kızımı okuldan almayı beklediğim zamanda veya arabayı en sevdiğim mekana çekip manzarayı izlerken eşlik eder oldu bana. Bir tat bir doku demiş ya Cem Yılmaz. Bazen işte bir kahve kokusu insanı olmadık zamanlara ve mekanlara götürüyor.

Velhasıl Starbucks bir marka tutkunluğu değil, güzel anılar demektir bende:)

MAVİ

MAVİ

3 thoughts on “Starbucks deyip geçme. Bende Hatırası Çoktur…

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *