Ben, Berlin’in kalbinde, kum ve çakılın soğuk birleşimiyle yoğrulmuş, yüzü griye çalan dilsiz bir tanığım. 1961’in o puslu Ağustos sabahında, henüz harcım kurumamışken üzerime örülen bu utanç duvarının küçük bir parçasıydım. İnsanlar beni bir koruma sanıyordu; oysa ben, koca bir şehrin ruhunu ortadan ikiye bölen o keskin bıçağın sırtıydım. Gözlerimin önünde bir gecede gökyüzüne çekilen […]
Read More
İnsan, hayatındaki o devasa boşlukların nasıl olup da bir sabah “merhaba”sına sığabildiğine hayret ediyor. Bir zamanlar saatlerce süren o derin sohbetlerin, fincanın dibinde soğuyan kahvelere eşlik eden o uzun cümlelerin, şimdilerde sadece kısa bir kafa selamına dönüşmesi; ne bir yenilgi ne de bir nefret. Bu, hayatın usulca akan o tuhaf ritmi. Yolda karşılaşıyoruz. Göz göze […]
Read More
Dışarıda, gökyüzü ile yeryüzü arasında görünmez ipler geriliyor. Her bir damla, uzun süredir kaskatı kesilmiş bir tabiatın üzerine inen şefkatli bir dokunuş, o gergin iplerden süzülüp ruhuma değen birer sızı gibi. Kanada’nın o amansız, her şeyi örten beyaz örtüsünden sonra, yağmurun sesi bir alfabe gibi dökülüyor önüme. Kapının önünde oturuyorum. Mevsim henüz tam ısınmamış, hava […]
Read More
Ottawa’daki İzmirli Kanada kışına alıştı. Gerçekten alıştı. Artık hava durumuna bakarken eksi dereceleri görünce panik yapmıyor. “Feels like -32” yazınca sadece kaşını kaldırıyor. Arabanın camını kazımayı meditasyon gibi yapıyor. Driveway’in önüne şehrin bıraktığı kar duvarını kürerken içinden hafif bir Ege türküsü mırıldanıyor. Montunu kat kat giyiyor. Termal, kazak, atkı, bere… Bir insanın bu […]
Read More
Dubai’nin yakıcı güneşinden, pırıltılı gökdelenlerinden ve o çölün ortasındaki vaha hissimden henüz döndüm. Dokuz günlük bir kaçış… Hayır, “kaçış” doğru kelime değil. Dokuz günlük bir uyanış demek daha doğru. Çünkü bu, yıllar sonra ilk kez çocuklarımı geride bırakıp çıktığım bir yolculuktu. Ve itiraf etmeliyim, yola çıkmadan önceki tek stresli kişi, o malum “empati canavarı” bendim. […]
Read More
Takvimler sadece rakamlardan ibaret değildir; bazen bir yıl, bir ömre bedel bir büyüme hikâyesini sığdırır bağrına. Benim için 2025; sadece bir tarih değil, sükunetle beklediğim o nadasın bitişi, kabuğumun çatırdadığı ve içimdeki asıl “ben”in güneşe merhaba dediği bir dönüm noktası oldu. Mesleğimin henüz baharında, Team Makan ailesinin bir ferdi olarak yola koyulurken; amacım müşterilerime sadece […]
Read More
Hatırlıyor musun sevgili şair? 2022’de sana o mektubu yazdığımda; “Eller yukarı!” diye seslenmiş, tüm o hırçınlığını yere bırakmanı istemiştim. O zamanlar sanki ikimiz de bir fırtınanın iki ayrı ucundaydık; sen sitemkâr dizelerinle, ben ise o imkansız sadakatimle… Şimdi 2025’teyiz. 39 yaşın o duru ışığı altında görüyorum ki, sadece ben değişmemişim; senin o fırtınalı iklimlerin de […]
Read More
Güneşin henüz batmaya yüz tuttuğu, gökyüzünün turuncu ile gri arasında kararsız kaldığı bir akşamdı. Yolcu, yıllardır sırtında taşıdığı devasa bir heybeyle uçurumun kenarına geldi. Heybenin içinde başkalarının bitmek bilmeyen beklentileri, “el alem ne der” kaygıları ve “hayır” diyemediği için biriken ağır taşlar vardı. Durdu, derin bir nefes aldı ve o heybeyi uçurumdan aşağı, sonsuzluğun kucağına […]
Read More
Zülfü Livaneli’nin Bekle Beni romanını kapattığımızda elimizde kalan yalnızca 68 kuşağının melankolisi değil; bugünün de yüzüne çarpan sert bir aynadır. Kitap, bize en büyük yanılgımızı hatırlatıyor: Acının birleştirici gücüne olan naif inancımız. Oysa bu topraklarda acı, bir köprü kurmak yerine çoğu zaman tarafların arasına çekilen aşılmaz bir duvara dönüşüyor. Aşkın Arasına Giren “Hainlik” Etiketi Selim ve Leyla’nın […]
Read More
Takvime bakarsanız altı üstü iki aydır yağan bir kar var; ama bana sorarsanız, dünya sessizce bir Buzul Çağı’na girdi ve bir daha asla çıkamayacağız. Gökyüzü gri bir mühür gibi şehrin üzerine kapanmış, ne bir ışık sızdırıyor ne de bir umut. Kar taneleri havada romantik birer tüy gibi uçuşurken, benim zihnimde tek bir görüntü, tek bir […]
Read More| Powered by WordPress | Theme by TheBootstrapThemes