Ünlü Yazarların Psikolojik Hallerinin Edebiyata Yansıması

Beğenerek okuduğumuz veya sosyal medyalarda paylaşılan kitap alıntılarından denk geldiğimiz meşhur yazarlar geldi aklıma. Malum bu yazma işi, ilham denilen meret ne vakit nerede geleceği hiç belli olmazken bu yazarları nasıl çemberine alıp sayfalar dolusu kitaplar yazdırmış.

Biraz Googlelayıp hayat hikayelerine baktım. Okuduklarım biraz şaşırttı ve hani meşhur bir söz var ya psikolojide ” Senin çocukluğuna inmek gerek. ” diye. Bu yazarlarında aynen psikolojik durumları, yaşanmışlıkları yazdıklarına yansımış olduğunu gördüm.

Mesela İngiliz Edebiyatının başyapıtlarından biri olan Elizabeth Bennett ve Fitzwilliam Darcy arasındaki çatışmayı anlatan Aşk ve Gurur kitabının yazarı Jane Austen, yazdığı kitapların neredeyse hepsinde kadın kahramanlarını bu aşk çemberine alıp evlendirir. Halbuki kendisi ailesiyle yaşamış ve hiç evlenmemiş. Yazdığı yazıları ailesinden gizleyen Austen’i hayatı boyunca evlenmekten alıkoyan ama yazdığı kitaplarda kahramanlarının başını bağlattıran hangi psikolojiydi acaba?

Gelelim Amerikalı yazar Ernest Hemingway’e. Bir tıp doktoru baba ile müzisyen bir annenin oğlu olan Hemingway 1. Dünya savaşı, II. Dünya Savaşı zamanlarını görmüş, Küba yılları geçirmiş. Gazetecilik zamanlarında Toronto ve kısa sürede olsa İstanbul’da bulunmuş. Çok başarılı bir savaş muhabiri olan eşi Martha Gellhorn 20.yüzyılın en maceraperest zeki kadınlarından biriydi. Lakin Ernest O’nun başarılı bir muhabirden çok bir ev hanımı olmasını arzu etmişti. Çok yakın arkadaşı yazar James Joyce’e ile sürekli çıktıkları bar gecelerinde arkadaşının bulaştığı kavgalar yüzünden kendisi de az adam dövmemiş. Avcılık merakı da olan Hemingway’i karısı bir gün evin mutfağında Onu elinde av tüfeği ile bulmuş. Hastaneye kaldırılan Hemingway’e elektroşok tedavisi uygulanmış. Taburcu edildikten 2 gün sonra kendisini av tüfeği ile vurmuş. Yıllarca savaş muhabirliği yapan Hemingway’i evinde av tüfeği ile intihar ettiren hangi psikolojiydi acaba?

Şimdi de Fransız edebiyatının meşhur ismi Balzac’a gelelim. Meşhur Vadideki Zambak kitabının yazarı, gözlem yeteneği ve insan ruhunu tasvirleriyle öne çıkan Balzac tam bir kahve bağımlısıymış. Günde 50 fincan kahve içtiği söylenen Balzac’ın hayatına göz atalım birazda.

Benim hiçbir zaman bir annem olmadı.Benim hayatımdaki tüm kötülüklerin sebebi annemdir.” diyen Fransız yazarı annesi doğumdan hemen sonra evden atarak bir Jandarmanın kapısına teslim etmiş. 4 yaşına kadar ailesini haftada bir gün gören ve kardeşleriyle dahi oynayamayan yazar yine de ailesiyle bağını koparmamış. Bir dönem birlikte Paris’te yaşadıktan sonra ailesi maddi sıkıntılardan dolayı oradan taşınırken Balzac onların izin vermemelerine rağmen Paris’te çok eski bir daire de yazmaya adamış kendisini. Bu dönemde yazdığı Cromwell isimli trajik tiyatro oyununda tamamen ailesinin kendi üzerinde bıraktığı psikolojik yıkımları konu almış.

Zengin kadın tutkusu olan Balzac’ın Vadideki Zambak kitabındaki orta yaşlı, yalnız fakat güçlü kadın karakterin aslında hayatına giren ve onu tüm borçlarından kurtaran Madame Berny olduğu söylenir. Hayatı boyunca genelde hep kendinden büyük kadınlarla birlikte olan Balzac onlarda hayatında bulamadığı anne şefkatini mi aramıştı ve onu bu kadar kahve bağımlısı yapan hangi psikolojiydi acaba?

William Shakespeare. Diğer bir İngiliz edebiyatçısı. Soylu bir aileden gelen, hiç bir zaman maddi sıkıntı yaşamayan Shakespeare’in oyunlarında tam 13 adet intihar sahnesi varmış. Edebiyattan kazandığı paraların yanında tefecilik yaptığı bilinen Shakespeare’i bolluk içindeyken intihar sahneleri yazmaya iten hangi psikolojiydi acaba?

Gelelim İrlandalı yazar Oscar Wilde’e. Yaşadığı zamanın şartlarında erkek çocuklarına nazaran daha farklı bir yaşam biçimi tercih eden Wilde, erkeklerle oyun oynamak yerine ev dekorasyonu yapmayı tercih edermiş. Oscar’ın eşcinsel sevgilisine yazdığı mektuplar gün yüzüne çıkınca bu uğurda birde 2 yıl hapis yatmış. Eşcinselliğin geçmişteki mağdurlarından olan Wilde’nin sevgilisine yazdığı mektuplar ise açık arttırma ile satılmış. Yani yazan hapis yatmış, paralar ödeyip satın alıp okuyan dışarda gezmiş. Oscar’ı eşcinselliğe iten içgüdüleri nasıl bir psikolojiydi acaba?

Gelelim Cemal Süreya’ya. Annesini küçük yaşta kaybeden Cemal Süreya’ya ve kız kardeşlerine üvey annesi bakar. Bakar dediysem Süreya’yı bir kaç kez zehirleme girişimlerinde bulunmuş bir üvey ‘anne’den bahsediyorum. Böyle bir üvey anne, kız kardeşler ve ortayı nasıl bulduğunu bilemediğim bir baba figürü. Peki bu kadar sevgisiz bir ortamda Cemal Süreya’ya aşk şiirlerini yazdıran hangi psikolojiydi acaba?

İçine kapanık bir çocukluk dönemi geçiren Oğuz Atay’a ”Tutunamayanlar” gibi bir baş yapıt yazdıran, beyaz giyimiyle dikkat çeken Nazım’a ilham geldiğinde içindekileri beyaz pantolonuna not ettiren, Ahmet Arif’e günde 4 paket sigara içirten, Halide Edip’i içinde çok duygusal yapan ama dışarıya asık suratını gösterten hangi psikolojiydi acaba?

Yoksa edebiyatçıyı edebiyatçı yapan içinde gizleyip dışa vuramadıkları mıydı? Yaşamaya korktukları veya kıyamadıkları mıydı? Hayalleri, korkuları, çekinceleri miydi… Sahi sizin yazdığınız konular hangi psikolojik durumların kağıda yansımasıydı acaba?

MAVİ

MAVİ

One thought on “Ünlü Yazarların Psikolojik Hallerinin Edebiyata Yansıması

  1. Yazı muhteşem. Devamı gelsin istedim. Zira liste daha çok kabarık. Yerli ve yabancı bu listenin tahminimizden çok daha uzun olması elbette tesadüf değil. Dertsiz insan yazmaz diye düşünüyorum. Dertten kastım yaşanmışlıklar değil, gamsızlık hâli. Çevresine ve çevresindekilere duyarsız biri neden ya da neyi yazsın ki ? Yazan insanın içinde halledemediği bir savaşı vardır. İsyanı vardır. Hayata bir uyumsuzluğu vardır. Kafasında hiç susmayan benden öte bir ben vardır. İşte o dertli yalnızca satır aralarında nefes alır. Psikologlar hastalarına yazı yazmayı öneriyor. Kimbilir bu haleti ruhiye ile yazmasalar, bu psikolojileri ile daha neler yaşayacak ya da yaşatacaklardı. Bazen insan kafasının içi sussun ister, sessizlik ister ama mümkün olmaz çünkü içinin sana söyleyecekleri bitmez. İşte bu noktada, kendi iç sesine, kafanın içindeki gürültüye bir yol açıp onu dışarı dökmektir yazı yazmak.. Tıpkı bir yaranın çıban olması ve sonunda patlayıp, iltihabını dışarı dökmesi ve sessizce “benim merheme ihtiyacım var” diye alarm vermesi gibi.. O alarm olmasaydı, o dert içinde kalsaydı sonuç daha vahim olurdu. Evet orada bir savaş vardır. İçinin içinle ateşkesi, yaranın merhemi ya da dertlinin kendi kendini tesellisi ; kağıt ve kalemdir. Kalemine sağlık 👏🏻

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *