Acıda Bölünen Ülke ve “Hayalhane”ye Sığınan Aşk: Bekle Beni Üzerine Bir Muhasebe

Zülfü Livaneli’nin Bekle Beni romanını kapattığımızda elimizde kalan yalnızca 68 kuşağının melankolisi değil; bugünün de yüzüne çarpan sert bir aynadır. Kitap, bize en büyük yanılgımızı hatırlatıyor: Acının birleştirici gücüne olan naif inancımız. Oysa bu topraklarda acı, bir köprü kurmak yerine çoğu zaman tarafların arasına çekilen aşılmaz bir duvara dönüşüyor.

Aşkın Arasına Giren “Hainlik” Etiketi

Selim ve Leyla’nın hikayesi, birbirine yeni kavuşmuşken araya giren o ağır “vatan haini” damgasıyla budanan binlerce hayattan sadece biri. Livaneli’nin o vurucu cümlesi “Vatan haini değildik, bizi vatandan uzaklaştırmak zorunda bırakanlar haindi” aslında trajedinin tam merkezini işaret ediyor. Bir tarafın “vatan sevdası” dediğine, diğer tarafın “ihanet” dediği bir döngünün içindeyiz.

Trajik olan şu ki; 68 kuşağı bu bedelleri öderken de toplum ikiye bölünmüştü, bugün de her sarsıntıda aynı ayrımı yaşıyoruz. Acıyı çeken, çektiği acıyla marjinalleştiriliyor; çekmeyen ise o acının konforlu uzağından diğerini “hain” ilan etme hakkını kendinde buluyor.

Bekle Beni, davaların isimleri değişse de, o davaların ardındaki özlem ve sürgün duygusunun değişmediğini gösteriyor.

Dün: İdeallerinin peşinden giden gençlerin hücrelerde çürümesi veya sınır ötesinde vatan hasretiyle yaşlanmasıydı.

Bugün: Yine benzer gerekçelerle birbirinin gözünün içine bakamayan, aynı yasın içinde bile birbirine düşman kesilen bir toplum yapısı.

Başka Bir Livaneli: Destandan İçsel Bir Sızıya

Livaneli’nin diğer romanlarını ve o epik, çok sesli tarzını bilenler için Bekle Beni, anlatım tekniği açısından şaşırtıcı bir tecrübe. Yazarın ismini görmesek, onun kalemi olduğuna inanmakta güçlük çekeceğimiz kadar minimalist ve sade bir ele alınış söz konusu. Livaneli bu kez görkemli kurgular yerine, hapishane ve hayalhane günlükleri üzerinden çok daha kişisel bir yerden sesleniyor. Bu sadelik, bir yanda acının en çıplak halini sunarken, diğer yanda yazarın o alışılmış “destansı” dokunuşunu arayan okurda bir eksiklik hissi yaratabiliyor.

Hayalhane: Yitip Giden Gençliğin Tek Sığınağı

Selim ve Leyla’nın yitip giden gençliği, hapishane duvarları arasında bir “Hayalhane”ye dönüşüyor. Gerçek dünya onları “hain” diyerek dışarı ittikçe, onlar zihinlerindeki o güvenli limana, birbirlerine sığınıyorlar. Ancak bu bireysel sığınış, toplumsal yarayı iyileştirmeye yetmiyor.

Dün 68 kuşağının yaşadığı sürgün ve özlem, bugün sadece isim değiştirerek varlığını sürdürüyor. Davalar farklı olsa da çekilen özlemler aynı; çünkü biz sadece sevinçlerimizi değil, yasımızı da paylaşmayı beceremiyoruz. Birinin kaybı diğerinin “zaferi” olduğu sürece, vatan; herkesin içinde taşıdığı ama kimsenin tam olarak sığamadığı o büyük ve kederli boşluk olarak kalmaya devam edecek.

Bekle Beni, bize gerçek hainliğin, insanların vatan sevgisini sorgulamak değil; onları kendi topraklarında birer yabancıya, birer sürgüne dönüştürmek olduğunu hatırlatıyor. Belki de bu kısırdöngüden çıkışın tek yolu, karşı tarafın acısını bir “siyasi argüman” değil, sadece bir insan acısı olarak görebilmekten geçiyor.

MAVİ

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

MENU
MAVİZMİRİM