Beyaz Esaretin Ucundaki Mavi Kapı

Takvime bakarsanız altı üstü iki aydır yağan bir kar var; ama bana sorarsanız, dünya sessizce bir Buzul Çağı’na girdi ve bir daha asla çıkamayacağız. Gökyüzü gri bir mühür gibi şehrin üzerine kapanmış, ne bir ışık sızdırıyor ne de bir umut. Kar taneleri havada romantik birer tüy gibi uçuşurken, benim zihnimde tek bir görüntü, tek bir kare donup kalmış durumda: Turkuaz bir deniz, ayak parmaklarımın arasından süzülen sıcak kumlar ve o geniz yakan, tatlı güneş kremi kokusu.

Parkta tam bir tezatlar komedisi yaşanıyor. Kızlar, dondurucu soğuk onlara işlemiyormuş gibi büyük bir neşeyle karların içine dalıyorlar. Onlar için bu bir “Elsa” masalı; her kaydıraktan kayışlarında karların içinden süzülürken kendilerini birer buz prensesi sanıyorlar. Ben ise karların üzerine kat kat giyinmiş bir astronot edasıyla uzanırken, kar tanelerinin inişlerinde gözlerimi hafifçe yumuyorum.

Onlar karların içine süzülürken, ben kendimi hayali bir iskeleden Ege’nin serin sularına bırakıyormuş gibi yapıyorum. Gözlerimi kapattığımda burnuma vuran dondurucu rüzgar, bir anlığına imbat yeline evriliyor. Ama ne yazık ki gözlerimi her açışımda gerçeklik bir tokat gibi yüzüme çarpıyor: Gözlerimi kapatsam Ege, açsam bir kar küresinin tam merkezi!

Kalbimin Adresi: O Küçük Ev

Aslında bu beyaz esaretten kaçış isteğim sadece mevsimsel bir yorgunluk değil; ruhumun ait olduğu yeri bulma arzusu. Zihnimdeki o şezlongu, hayalimdeki o evin önüne çoktan yerleştirdim. Denize kapısı açılan, sadece bana özel, şirin ve küçük bir ev bu… Öyle ki, sabahları mahmurluğumu üzerimden atmadan kapıdan tek bir adım atıyorum ve ayaklarım soğuk parkeye değil, güneşin ısıttığı yumuşak kumlara değiyor.

Benim için huzur; duvarların bittiği yerde sonsuz maviliğin başladığı o eşikte saklı. Kapıyı araladığımda içeri dolan o iyot kokusu ve dalgaların ritmik fısıltısı, dünyanın tüm karmaşasını dışarıda bırakmaya yetiyor. İşte bu yüzden, kızlar parkta “Karlar Ülkesi”ni kurarken, ben o küçük evin önündeki kumsalın hayaliyle ısınıyorum.

Bu beyaz esaret ne zaman biter, bahar dalları ne zaman çiçek açar bilmem. Belki de kışın bu kadar uzun sürmesi, o mavi kapıyı açacağımız günün kıymetini daha iyi anlamamız içindir. Yine de mantığım “mevsimler döngüseldir” dese de kalbim buna inanmayı reddediyor.

Şu an ruhum, bedenimden çoktan istifa etmiş durumda. O çoktan valizini toplamış, en sevdiği şezlongunu kapmış ve hayalimdeki o küçük evin önünde güneşin en parlak haliyle doğmasını bekliyor. Biz burada eldivenlerle boğuşurken, ruhum o kapıdan adımını çoktan attı ve kumların sıcaklığına kavuştu bile…

MAVİ

 

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

MENU
MAVİZMİRİM