ŞAİRE MEKTUP 2 : Yorgun Cesaretlerin Sükûtu

Hatırlıyor musun sevgili şair? 2022’de sana o mektubu yazdığımda; “Eller yukarı!” diye seslenmiş, tüm o hırçınlığını yere bırakmanı istemiştim. O zamanlar sanki ikimiz de bir fırtınanın iki ayrı ucundaydık; sen sitemkâr dizelerinle, ben ise o imkansız sadakatimle… Şimdi 2025’teyiz. 39 yaşın o duru ışığı altında görüyorum ki, sadece ben değişmemişim; senin o fırtınalı iklimlerin de durulmuş.

Sende ne var ne yok diye sormuştum ya o zamanlar; şimdi bakıyorum da senin o dünyaya sırtını dönen, sitemi zırh yapan şiirlerinin yerini, çok daha köklü bir dürüstlük almış. Eskiden o ağzından nadir duyduğum, söylerken sanki bir sırrı ele verirmiş gibi çekindiğin; ruhunu ruhuma yasladığını hissettiren o dolaylı itiraflar gitmiş; yerine nadasından yeni çıkmış bir toprağın bereketli huzuru gelmiş. Artık kelimelerin daha yürekten, daha korkusuz… Ama garip bir ortaklığımız var artık bu durakta: İkimizin de her şeyi söylemeye cesareti var belki ama hiçbir şeyi oldurmaya hevesi kalmadı. Cesuruz ama yorgunuz. Senin o melodilerden gelen korkusuz kelimelerin artık bir bayrak gibi en tepede dalgalansa da, ikimiz de biliyoruz ki; bazen her şeye cesaretin yetse de, hevesin o yükü taşımaya mecali kalmıyor. Bilirsin işte sen; hayat bazen en hırçın kalemleri bile böylesine samimi bir sükûnete ve bu kederli vazgeçişe ikna eder.

Ama asıl değişim bende sevgili şair. Ben artık o gurbet koridorlarında şefkati kendi elleriyle inşa etmek zorunda kalan, bu yüzden de sevilmek adına her şeyini masaya süren o çocuk değilim. 2022’de o limandan demir alırken içimde bir sızı vardı; bugünse o limanın yerini bile unuttum. Sana “haddinden fazla değer vermemeyi öğrendim” derken, aslında senin değerinden eksiltmedim; sadece kendi değerimin üzerine koydum. Çünkü gördüm ki; aşırı vericilik bir süre sonra bir “borçlandırma” yaratıyor ve insan, bedelsiz sahip olduğu her şeyi kolayca değersizleştirme eğilimine giriyormuş.

Artık arka fonda ne Zeki Müren mırıldanmıyor ne de Ahmet Kaya isyan ediyor. Sadece kendi nefesimin ve seçtiğim sessizliğin sesi var. Eskiden olsa senin o yeni ve korkusuz kelimelerine karşı binlerce şiir dizerdim; şimdiyse sadece tebessümle “eyvallah” diyorum. Bir şeylerin başlaması artık içimde depremler yaratmıyor, bitmesi ise dünyamı karartmıyor. O siyah ve beyazın keskinliği hala bende baki; ama artık grinin yorgunluğunu taşımıyorum. Bir şey ya tamdır ya da hiç… Ve ben artık “yarım” olan hiçbir hikâyenin gölgesinde kalmaya niyetli değilim.

Bilirsin işte sen… Artık senin o korkusuzca dökülen kelimelerin bile benim ufkumda yeni bir fırtına koparmıyor. 2022’deki o mektupta bıraktığım kadın, o gün o limandan gerçekten ayrıldı. Senin o nadas sonrası sessiz uyanışını, bir yabancının bir yabancıyı izlediği o tuhaf huzurla, uzaktan selamlıyorum.

Dünle gitti cancağızım, düne ait ne kadar söz varsa…

Şimdi yeni şeyler söylendi ve belki de ilk kez, söylenmeyenler söylenenlerden daha ağır bastı. Aramızdaki o yorgun cesaretin hatırına, yüzümde belli belirsiz bir tebessümle bakıyorum kıyıya. İçimde bir yerlerde hala o yaramaz çocuk, “Hala mı?” diye göz kırpıyor hayata. Ama artık rüzgarı karşıma almıyorum, onunla beraber akıyorum. Mavim hala baki, sadece içine biraz daha gökyüzü, biraz daha sükunet kattım.

Hoşça kal şair… Seni o nadasınla, kendimi ise bu muazzam ıssızlığımla baş başa bırakıyorum. Kim bilir, belki de en güzel şiir, her şeye cesaretin varken susmayı seçtiğin o andır.

Bilirsin işte sen… Bazı hikayeler bitmez, sadece artık anlatılmaya ihtiyaç duyulmaz.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

MENU
MAVİZMİRİM