Son Kez Olduğunu Bilmeden → An

Hayat, en büyük sırlarını bağırarak söylemez. Fısıldar. Biz ise gürültüye alışmışızdır.

Bir gün ayakkabını giyersin ve evden çıkarsın. Aynaya son bir kez bakarsın. O sabahın, ömründeki binlerce sabahtan biri olduğunu sanırsın. Çünkü insanın en büyük yanılgısı, tekrar edeceğini düşündüğü şeyleri sonsuz zannetmesidir. Belki de hayatın bize yaptığı en zarif hile budur. Hiçbir anın üzerine “Bu sondur.” yazmaz.

Çocuk, bir gün son kez “Beni kucağına al.” der. Anne alır. Çünkü yarın yine isteyeceğini sanır. Sonra çocuk büyür. Kollar aynı kollardır ama ihtiyaç değişmiştir. O son kucak, sıradan bir günün içine saklanıp gitmiştir. İ

nsan, hayatındaki en büyük vedaları, çoğu zaman veda ettiğini bilmeden yapar. Belki bu yüzden pişmanlıklarımız büyük olaylardan değil, küçük ihmallerden doğar. Son konuşmayı biraz kısa tutmuş olmaktan.. Son sarılışı aceleye getirmekten.. Son çayı telefona bakarak içmekten.. Son yolculukta camdan dışarı bakmamaktan.. Çünkü tekrar edeceğini sandığımız şeylere dikkat etmeyiz.

Psikoloji buna “alışma” der. Beyin, sürekli karşılaştığı güzellikleri arka plana iter. Aynı yüzü her sabah gördüğümüz için onu yeniden görmeyiz. Aynı sokağı yürüdüğümüz için ağaçların mevsim değiştirdiğini fark etmeyiz. Şükür, çoğu zaman yoklukta değil; alışkanlığın altında kaybolur. Belki de insanın ruhu, sahip olduklarını kaybettiğinde değil, onlara alıştığında yoksullaşır.

Ne tuhaf… Bir gün çocuğunuzun oyuncaklarını toplarsınız. Ertesi gün yine oynayacağını sanırsınız. Sonra aylar geçer. Oyuncaklar yerini kitaplara bırakır. Kitaplar bilgisayarlara… Bir gün o kutuyu elinize alırsınız ve fark edersiniz ki, o oyuncaklar çoktan son kez dağılmıştır. Ne o gün bunun son olduğunu bilmişsinizdir, ne de çocuk. İçimizi burkan şey geçen zaman değildir. İçimizi burkan, en güzel günlerin yaşanırken kendilerini sıradan göstermesidir. Çünkü insan, tekrar edeceğini sandığı anların kıymetini çoğu zaman yaşayamaz.

Belki hayatın kıymeti, ömrün uzunluğunda değil; hiçbir güzelliğin bize sonsuza kadar emanet edilmediğini sessizce kabul edebilmektedir. Bu düşünce insana korku vermek zorunda değildir. Tam tersine, insanı hafifletir. Haklı çıkmak için uzayan tartışmalar kısalır. “Ego” dediğimiz yüksek duvarlar alçalır. Ertelenen özürler dile gelir. “Sonra ararım.” cümlesi yerini “Şimdi arayayım.” düşüncesine bırakır. Çünkü insan, sonsuz zamanı olduğuna inandığında cimrileşir; sevgisini de, vaktini de, dikkatini de erteler. Oysa hayat, erteleyenleri değil; fark edenleri zenginleştirir.

Belki de her sabah kendimize tek bir soru sormalıyız ama bu soru “Bugün son günüm mü?” olmamalı. Çünkü bu soru korku doğurur. Şu soru: “Ya bu anın tekrarı yoksa?” İşte o zaman kahvenin kokusu değişir. Çocuğun kahkahası daha uzun sürer. Bir dostun omzuna dokunmak sıradan bir hareket olmaktan çıkar. Ve gün batımı, yalnızca gökyüzünün değil; insanın da içine iner.

Hayat, bize hiçbir anın son olduğunu söylemez. Belki de her an, son olduğu için değil; bir daha aynı şekilde yaşanamayacağı için kıymetlidir. Çünkü bazı anlar tekrar eder. Ama onları yaşayan insan, bir daha asla aynı insan değildir.

Aynı kahveyi yine içebilirsin.

Aynı parka yine gidebilirsin.

Aynı evde yine yaşayabilirsin.

Ama o kahveyi içen, o parktan geçen, o evde yaşayan “sen” artık aynı kişi değilsin.

Mavi

MAVİ

MAVİ

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

MENU
MAVİZMİRİM